Topkapı Sarayı’nda yer alan “Zaman ve Sanat” temalı Saat Müzesi, 16. yüzyıldan 20. yüzyıla uzanan 380 parçalık koleksiyonuyla ziyaretçilerini zaman yolculuğuna çıkarıyor. Osmanlı ve Avrupa saatçilik geleneğinin en nadide örneklerini barındıran koleksiyon, İstanbul’un kültür rotasında özel bir durak sunuyor.
“SARAYI SAAT KOLEKSİYONU DÜNYA SAATÇİLİK LİTERATÜRÜNDE ÖNEMLİ BİR YER EDİNMİŞTİR”
Milli Saraylar Saat ve Müzik Aletleri Koleksiyon Sorumlusu Ünal Tanrıverdi, Gezelimcom muhabirine yaptığı açıklamada, zamanı ölçmenin ve kayda almanın her medeniyetin en büyük uğraşlarından olduğunu söyledi.

Zamanı ölçmenin ve kayıt altına alabilmenin büyük önem taşıdığına dikkati çeken Tanrıverdi, şunları kaydetti: “Zamanı ölçebilmek ve kayıt altına alabilmek, en eski çağlardan beri medeniyetlerin uğraşısı olmuştur. Bu ihtiyaçtan doğan saatler de dünyanın en önemli objeleri arasında yerini almıştır. Nitekim Topkapı Sarayı Saat Koleksiyonu da gerek mekanik aksamları gerek sanat değerleri açısından dünya saatçilik literatüründe önemli bir yer edinmiştir.”

“KOLEKSİYON 380 ESER PARÇADAN OLUŞMAKTADIR”
Tanrıverdi, “Topkapı Sarayı Saat Koleksiyonu, 380 eser parçadan oluşmaktadır. Eserlerimiz, 16. yüzyıldan 20. yüzyıla uzanan geniş bir yelpazeden oluşmaktadır. Şu anda bulunduğumuz mekânda, Topkapı Sarayı’nda, “Zaman ve Sanat” adlı temalı bu saat müzesinde koleksiyonumuzun yüzde seksenlik dilimi sergilenmektedir. Bu bağlamda eserlerimiz formlarına göre ayrıldı: masa saatleri, boy saatleri, cep saatleri, duvar saatleri şeklinde. Tek bir istisnamız var: Türk saatleri. Türk saatlerini ziyaretçilere ilk girişte ve tek bir alanda sergilemek istedik. Türk saatleri hakkında bilgi vermek gerekirse; en eski tarih 1650’li yıllara dayanmaktadır. “

“HER DÖNEM FARKLI SÜSLEME DETAYLARINA SAHİP”
Tanrıverdi sözlerine şöyle devam etti: “Her dönem farklı süsleme detaylarına sahiptir. 17. yüzyılda mine işçiliği ve kazıma tekniği, 18. yüzyılda ahşap kasa üzerine Edirne kârî olarak nitelendirdiğimiz kalem işinin tezhip edildiği, 19. yüzyılda da iskelet formunda olarak nitelendirdiğimiz, mekanizmanın görünür hâlde olduğu form özellikleri ön plandadır. Bu saatlerin tek bir ortak özelliği bulunmaktadır: kadranlarının etrafında ayet ve hadisler veya zamanla ilgili edebî sözler yer almaktadır.”

“Bunlara ek olarak Avrupa saatleri olarak nitelendirdiğimiz saatler mevcuttur. Osmanlı pazarına uygun saatler üretilmekteydi. Avrupa saatleri özellikle kadranlarının eski Türkçe rakamlı olması, Türk musikisine uygun melodiler üretilmesi ve üst kısmının kubbe şeklinde tasarlanmış olmasıyla ön plana çıkmaktadır.”

“SAATLERİMİZ ASLINDA İKİNCİSİ OLMAYAN ESER GRUBUNDA”
Tanrıverdi, “Saatlerimiz aslında ikincisi olmayan eser grubundadır ve her bir eserin de hikâyesi bulunmaktadır. Bunlara örnek verecek olursak; dünya saatçilik literatüründe önemli bir yer edinmiş delege tarafından üretilmiş, Napolyon tarafından da Sultan II. Mahmud’a takdim edilmiş bir masa saatimiz mevcuttur. Bu masa saatimizin en büyük özelliği, dünyada sadece yedi adet üretilmiş olmasıdır ve ayrıca cep saatiyle senkronize şekilde çalışmaktadır. Bu bağlamda, diplomatik elçilerin göz bebeği olduğunun da güzel bir göstergesidir.“

“Bir başka saate örnek vermek gerekirse; 1670’li yıllara dayanan İngiliz menşeli bir cep saati. Bu saatin en büyük özelliği ise her ne kadar yuvarlak ve oval formunda nitelendirilse de lale formunda tasarlanmış olmasıdır. Lale kapaklarının da Türk üslubunca tezhip edilmiş olması, eserimize değer katmaktadır.”

Tanrıverdi sözlerini şu sözlerle tamamladı; “Topkapı Sarayı’nda, zaman ve saat temalı bu saat müzesinde, saatlerimize ek olarak saat atölye alanı da oluşturuldu. Bu bağlamda, saat atölye alanında 19. yüzyıldan kalma saat parçaları ve saat tamir aletlerinden müteşekkil bir alan oluşturmak istedik.
