Tarihi Yarımada’nın kalbinde klasik Osmanlı mimarisi: Beyazıt Camii

Osmanlı klasik mimarisinin erken örneklerinden Beyazıt Camii, bugün Kapalıçarşı, Sahaflar Çarşısı, İstanbul Üniversitesi, kütüphaneler ve yayınevlerinin kesiştiği noktadaki konumuyla ilgi odağı oluyor.

YALNIZCA BİR İBADETHANE DEĞİL

Fatih Sultan Mehmet’in oğlu Sultan II. Bayezid tarafından 16. yüzyılın başlarında yaptırılan cami, yalnızca ibadet mekanı olarak değil, çevresindeki külliye unsurlarıyla da dikkati çekiyor.

Beyazıt Meydanı’nın simge yapısı olan caminin çevresinde, Kapalıçarşı, Sahaflar Çarşısı, İstanbul Üniversitesi, kütüphaneler ve yayınevleri faaliyetini sürdürüyor.

KLASİK MİMARİSİNİN ZARİF ÖRNEĞİ

İstanbul’un geçmişine dair önemli izler taşıyan cami, turistlerin de uğrak noktaları arasında yer alıyor. Meydana bakan cephesi ve avlusuyla gün boyu hareketliliğe tanıklık eden cami, özellikle cuma namazları ve kandil günlerinde ziyaretçi akınına uğruyor.

Caminin mimarisi, Osmanlı’da merkezi kubbeli plan anlayışının olgunlaşma sürecini yansıtıyor. Geniş harim mekanı, kubbe ve yarım kubbelerle kademelenen örtü düzeni sayesinde ferah bir iç hacim sunan cami, avlu düzeni ve revaklarıyla klasik mimarinin öğelerini taşıyor.

“AYASOFYA’NIN PLAN DÜZENLEMESİNE ATIF YAPILMIŞTIR”

Beyazıt Camisi’nin tarihi ve mimari özelliklerini anlatan İstanbul Medeniyet Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Kadir Pektaş, külliye olarak inşa edilen yapının, bulunduğu semte adını verdiğini söyledi.

Pektaş, İstanbul’un tarihi yarımadasında “yedi tepe” olarak adlandırılan yerlerden biri üzerine inşa edilen külliyenin, dağınık yapılardan meydana gelen büyük bir kompleks olduğunu ifade etti.

Külliyede cami, medrese, imaret, hamam, kervansaray ve türbelerin yer aldığını belirten Pektaş, “Caminin planında, Ayasofya’nın plan düzenlemesine biraz atıf yapılmıştır. Ortadaki büyük kubbe dört ayakla taşınır ve hem giriş hem de mihrap yönünden iki büyük yarım kubbe ile genişletilmiştir ve yaklaşık 17 metre çapındadır. Bu iki yarım kubbe ile genişletilen ortak kubbenin bulunduğu orta sahın, yanlardan küçük kubbeli birimlerle sarılmıştır. Bu planlamasıyla biraz Ayasofya’nın planına dönülmüştür.” dedi.

MİMAR SİNAN ESERİ

Pektaş, 1501-1505 yıllarında inşa edilen caminin mimarının tartışmalı olduğunu ancak Mimar Hayrettin tarafından yapıldığının kabul edildiğini, Mimar Sinan’ın ise bu caminin planını yaklaşık 50 yıl sonra Süleymaniye Camii’nde tekrar ele aldığını kaydetti.

Külliyenin haziresinde “Bayezid-i Veli” olarak bilinen Sultan II. Bayezid’in türbesinin de bulunduğunu anlatan Pektaş, şu ifadeleri kullandı:

“Diğer bir husus, caminin iki tarafında, harimin iki tarafında köşelerde tabhanelere yer verilmiştir. Bu tabhaneler bir T plan oluşmaktadır. Ancak o erken dönem Osmanlı mimarlığındaki T plan uygulamaları burada çok fazla görülmez. Buradaki tabhaneler biraz daha bağımsızlaşmıştır ve kendi içinde ayrı birimler haline gelmiştir. Minareler de bu tabhanelerin en uç noktasına yerleştirilmiştir. Dolayısıyla Beyazıt Camisi’nin minareleri, diğer Osmanlı selatin camilerinin minarelerine göre birbirinden daha uzaktır.”

Pektaş, caminin bulunduğu alana ilişkin de şunları söyledi:

“Hemen karşısında İstanbul Üniversitesinin giriş kapısı yer almaktadır. Ancak orası aslında o dönemde Osmanlı Sarayı’nın bulunduğu yerdir. Buraya bir süre sonra eski saray denilmiştir. Yeni saray, ‘Topkapı Sarayı’ olarak bildiğimiz yerdir. Topkapı Sarayı’na ‘Saray-ı Cedid’ yani Yeni Saray, Beyazıt’taki saraya da ‘Saray-ı Atik’ yani eski saray denmiştir. Aslında padişahın, devletin yönetildiği yerin, sarayın hemen yakınında yer alan, devlet törenlerinde, hiyerarşisinde önemli bir yeri olan camidir. Ama zaman içinde yerleşim birimi Topkapı Sarayı’na kaydırılınca o yönde cami farklılaşmıştır, değişmiştir.”

Kaynak: AA

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir