Kapalıçarşı’nın komşusu Nuruosmaniye Camii, inşa edilmesinin üstünden geçen 271 yılın ardından hala görenleri ihtişamı ile etkiliyor. İstanbul’un Fatih ilçesinin en yoğun noktalarından birinde bulunan cami, batı etkilerinin en net şekilde görüldüğü selatin cami olması ile öne çıkıyor.
Anadolu Ajansı’nın (AA) “İstanbul’un Selatin Camileri” isimli dosya haberinin bu bölümünde, klasik Osmanlı formu ile Batı’nın Barok mimari ve süsleme detaylarının en iyi şekilde sentezlendiği ilk mimari yapı olan Nuruosmaniye Camii ele alındı.

SULTAN 1. MAHMUD İNŞASINA BAŞLADI KARDEŞİ 3. OSMAN TAMAMLADI
Sultan 1. Mahmud tarafından temeli atılan ve inşasına 1749 yılında başlanan cami, padişahın vefatının ardından kardeşi 3. Osman döneminde tamamlanarak 1755’te ibadete açıldı. Adını da tamamlandığı dönemde tahtta bulunan 3. Osman’dan aldı.

BAROK ÜSLUBUN ETKİLERİNİ TAŞIYAN İLK BÜYÜK SELATİN CAMİ
Cami, klasik Osmanlı mimarisinden farklı olarak Barok üslubun etkilerini taşıyan ilk büyük selatin camilerinden biri kabul edilirken, özellikle oval biçimli avlusu, dalgalı hatlara sahip mimari kurgusu ve yoğun bezeme programı yapıyı Osmanlı mimarisinde yeni bir dönemin başlangıcını temsil eden eserlerden biri haline getiriyor.
Kesme taştan inşa edilen caminin tek kubbeli harim mekanı, geniş pencerelerle aydınlatılarak iç mekanda ferah bir atmosfer oluştururken, kubbe ve duvar yüzeylerinde yer alan süslemeler ile mermer işçiliği, dönemin sanat anlayışını yansıtan önemli detaylar arasında yer alıyor.
Caminin iki yanında yükselen iki minaresi, ince gövdeleri ve zarif şerefeleriyle yapının siluetini tamamlarken, giriş kapısı ve avlu düzeninde görülen hareketli mimari unsurlar da barok etkili süsleme anlayışını ortaya koyuyor.

İSTANBUL’UN EN İŞLEK NOKTALARINDAN BİRİNDE
Nuruosmaniye Camii yalnızca bir ibadet mekanı değil, aynı zamanda cami, medrese, imaret, kütüphane, türbe ve dükkanlardan oluşan bir külliyenin merkezini oluşturuyor. Kapalıçarşı’ya komşu konumu sayesinde tarih boyunca ticaret hayatının yoğun olduğu bir bölgede yer alan yapı, İstanbul’un en işlek noktalarından birinde bulunuyor.
Bugün hem mimari özellikleri hem de bulunduğu konum itibarıyla İstanbul’un önemli tarihi yapıları arasında gösterilen cami, Osmanlı mimarisinde klasik üsluptan Batı etkili mimari anlayışa geçiş sürecini yansıtan başlıca eserlerden biri olarak kabul ediliyor.

CAMİ OSMANİ OLARAK DA ANILIYOR
İstanbul Medeniyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Türk İslam Sanatları Tarihi Ana Bilim Dalı Doktor Öğretim Üyesi Belkıs Doğan, Nuruosmaniye Camii’nin mimari yapısını, şehir planlaması ve bulunduğu konumun önemini, hat ile tezyinatını anlattı.
Doğan, caminin Osmanlı mimarlığı açısından Barok üslubunun temsilcisi olarak kabul edildiğini, külliye itibarıyla da Barok üslubunda inşa edilen ilk külliye olduğunu söyledi.

Caminin asıl banisi Sultan 1. Mahmud’un Osmanlı tarihinde gerek siyasi gerek askeri yeniliklerin öncüsü kabul edilen bir hükümdar olduğunu belirten Doğan, “Dolayısıyla batılılaşmanın temsilcisi olan Barok üslubun onun döneminde başlamış olması aslında banisinin karakteriyle çok uyumlu bir hamledir. Ancak ne yazık ki Sultan 1. Mahmud caminin tamamlanmasına yetişememiştir. Kendisi 1754’te vefat ettiği için cami bir sonraki padişah olan Sultan 3. Osman döneminde tamamlanmıştır. Dolayısıyla ismini ilk banisinden değil daha sonraki banisi olan Sultan 3. Osman’dan almıştır. Hatta kayıtlarda kimi zaman Nuru Osmani olarak geçer, kimi zaman da Cami Osmani olarak geçtiğini biliriz.” diye konuştu.

CAMİNİN İNŞA SÜRECİ RİSALE ŞEKLİNDE KALEME ALINDI
Doğan, caminin en önemli özelliklerinden birinin yapımı esnasında bir bina katibinin atanması olduğunu dile getirerek, “Ahmet Efendi isminde bir kimse caminin bütün inşaat süreçlerini risale şeklinde kaleme almıştır. Aslında bu gelenek Osmanlı arşivciliğinde önceden mevcut bir gelenektir. Sultanahmet, Süleymaniye camilerinin inşaat defterleri olduğunu biliyoruz. Fakat burada daha detaylı her aşamasının kayıt adına alındığı bir risaleden söz ettiğimizi belirtebiliriz.” dedi.
Risalede caminin mimarı olarak dönemin ünlü mimarlarından olan Simon Kalfa’nın isminin geçtiğini vurgulayan Doğan, caminin kendi dönemi için oldukça çok yeniliği bir arada barındırdığını, dolayısıyla Osmanlı mimarlığında kritik konuma sahip bir eser olduğunu ifade etti.

“İSLAM MİMARİSİNİN TEMEL UNSURLARI OLAN MUKARNAS KULLANIMI BU CAMİDE TAMAMEN TERK EDİLDİ”
Barok mimarinin özelliklerine değinen Doğan, söz konusu mimaride daha ziyade S ve C kıvrımları diye anılan daha dairevi hatların hakim olduğunu, bunun yanı sıra oval unsurların da yer aldığını, tezyinatında ise akant motifleri olan unsurları barındırdığını söyledi.

Doğan, Nuruosmaniye Camii’nin tıpkı diğer Osmanlı külliyeleri gibi merkezinde cami olan etrafında arastası, dükkanları, medresesi, sıbyan mektebi, türbesi ve kütüphane gibi diğer birimlerden müteşekkil büyükçe bir külliye olduğunu belirtti.
Caminin insan hareketliliğinin çok yoğun olduğu çarşıların merkezinde bulunan bir konumda inşa edildiğini hatırlatan Doğan, bu süreçte güçlüklerle karşılaşılarak yapıldığını fakat buna rağmen şehrin fizyonomisiyle büyük uyum gösteren bir özellikle tamamlandığını söyledi.

Belkıs Doğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Barok üslubunun temsilcisi olma noktasında caminin en belirgin yerlerinden biri avlusu. Nuruosmaniye Camii, daha önce hiçbir yapıda gözlemlenmeyen oval formda ya da U biçiminde dediğimiz bir avluya sahiptir. Bu da bu eser için büyük bir yenilik olarak karşımıza çıkmaktadır. Barok üslubun özellikle görüldüğü kısımlar ikili üçlü bitişik sütun gruplarının bir arada yer alması şeklinde ifade edebiliriz. İslam mimarisinin temel unsurları olan mukarnas kullanımının bu camide tamamen terk edildiğini söylememiz mümkün. Zira gerek mihrap ya da niş kavsaralarında gerek kapı kavsaralarında mukarnas yerine yine dairevi hatların yerleştiğini, bu anlamda özellikle perspektif diyebileceğimiz bir uygulamanın kullanıldığını söyleyebiliriz. Zira kavsaraya baktığımızda orada mevcut olan üç boyutlu tezyinat kimi zaman baktığınız konuma göre dışa doğru bir kabartma özelliği kimi zaman da içe dönük bir oyma özelliği göstermektedir. Bu camiye mahsus Batılı sanat tekniklerinin uygulandığını gösteren önemli unsurlardan biridir. Barok üslubun camideki karşılığına işaret edecek olursak sivri kemer kullanımının da artık burada mevcut olmadığını, onun yerine dilimli ya da dairevi yuvarlak kemerlerin tercih edildiğini söyleyebiliriz.”

FETİH SURESİ YAZILI KUŞAK YAZISI DİĞER CAMİLERDE BULUNMAYAN BİR ÖRNEK
Caminin oldukça engebeli bir zemine inşa edildiğini ve kotun altında kalan katmanlarının mahzen olarak değerlendirildiğini kaydeden Doğan, 2013’e kadar bunların atıl bırakıldığını, daha sonra yapılan restorasyonla mahzenlerin içini dolduran balçıkların tamamen temizlendiğini, buraların tekrar kullanıma kazandırıldığını ve kültür faaliyetlerinin merkezi haline geldiğini anlattı.

Doğan, caminin klasik devir külliyelerden farklılık gösterdiği bir diğer özelliğinin kütüphanesinin bulunması olduğuna işaret ederek, Sultan 1. Mahmud’un çok kitapsever bir padişah olduğunu, Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi’nin içerisine yaptırdığı kütüphaneyle de bilindiğini söyledi.
Caminin tezyinatının hat sanatı bakımından oldukça zengin bir repertuara sahip olduğuna dikkati çeken Doğan, bu anlamda ilk akla gelenin Fetih Suresi yazılı kuşak yazısı olduğunu ve bunun diğer camilerde bulunmayan bir örnek olduğunu dile getirdi.

Doğan, mihrabın sağ tarafından Besmele-i Şerif ile başlayan Fetih Suresi’nin başladığı noktada tüm ayetleri içerecek şekilde tamamlandığını vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Bu zengin hat repertuarına sahip olan camide tek bir hattatın da imzası yoktur. Döneminin ve sonraki dönemlerin 6-7 hattatının imzasını görmemiz mümkün. Kuşak yazısının Ahmet Rasim Efendi’ye ait olduğunu biliyoruz. Onun dışında cami, Esma-ül Hüsna madalyonları açısından yine çok zengindir. Allah’ın güzel isimleri anlamına gelen Esma-ül Hüsna’nın her biri yeşil madalyonlar şeklinde camiyi kuşatmaktadır. Bu camiye mahsus bir diğer tezyini özellik olarak şunu vurgulamamız mümkün. Esma-ül Hüsna’ların arasına Esma-ül Nebi dediğimiz Efendimiz’e ait isim ve sıfatların yerleştirilmiş olmasıdır. Bu da diğer camilerde çok görülen bir uygulama değildir. Burada Efendimiz’in Ahmet, Mahmud, Siraç, Burhan gibi hem isimleri hem de Kur’an-ı Kerim’de onu niteleyen sıfatların birer hat madalyonu olarak yer aldığını söyleyebiliriz. Onun dışında çeşitli padişahların tuğraları yine bu camide mevcuttur. Tuğraların birinde hattat Mustafa Rakım’ın imzası vardır ki Osmanlı döneminin en ünlü hattatlarından biridir.”

OSMANLI’NIN MİMARLIK GELENEĞİYLE HARMANLANMIŞ BİR BAROK
Nuruosmaniye Camii’nin mihrabının derin bir niş şeklinde inşa edildiğini belirten Doğan, “Osmanlı sanatına Batı tesirleri evvela rokokonın tezyinata girmesiyle kendini göstermektedir. Bu da Lale Devri’nde kısmen dönüşüm gösteren tezyinatın artık 1. Mahmud dönemiyle birlikte tamamen rokokoya evrilmesi şeklinde tezahür etmektedir. Bu camide de o unsurları görmemiz mümkün. Caminin batılılaşma yönünü kuvvetli bir şekilde bize aksettiren özelliklerini revzenlerinde de görüyoruz. Nakışlı pencere anlamına gelen revzen-i menkuşlarda tamamen Barok etkileri olan kıvrımlı hatların, S ve C formlarının yer aldığını söyleyebiliriz.” diye konuştu.
Caminin özellikle mihrap ekseninin üzerinde bulunan revzenlerden orta kısımda olanda Kelime-i Tevhid’in yazdığını aktaran Doğan, sağ taraftakinde “Allah Celle Celaluhu”, sol tarafta ise “Muhammed Resulullah” ibarelerinin yer aldığını, bunların revzen işçiliği bakımından hem özgün hem de çok zengin bir görsel şölen sunduğunu söyledi.

174 PENCEREYLE AYDINLATILIYOR
Doğan, Nuruosmaniye Camii’nin tek kubbe üzerine yükselen bir yapıda olduğunu ifade ederek, şöyle devam etti:
“Osmanlı şehir siluetine büyük katkı sunan yapılardan biridir. Bu yönüyle Edirnekapı Mihrimah Sultan Camisi’yle benzerlik arz eder. Her ne kadar Edirnekapı Mihrimah Sultan Camisi bir klasik devir eseri olsa da tek kubbe üzerine oturmaları noktasında benzerlik göstermektedir. Bir diğer ortak unsurları her ikisinin de gerek kubbe kasnağında gerekse caminin kemerleri içerisinde bulunan perde duvarlarında çok sayıda pencereyle aydınlatılmış olmalarıdır. Bu bakımdan Nuruosmaniye Camii’nin 174 pencereyle aydınlatıldığı bilinmektedir. Hatta ‘Osmanlı’nın Nuru’ anlamına gelen isminin de bu özellikten aldığını söylememiz mümkündür.”

Caminin kubbesinde Tevbe Suresi’nden ayetlerin bulunduğunu kaydeden Doğan, “Nuruosmaniye Camii, Batı’nın Barok üslubunun ve tezyinattaki rokoko üslubunun bire bir aynısının uygulandığı bir eser değildir. Osmanlı’nın mimarlık geleneğiyle harmanlanmış bir Barok’tan söz etmemiz mümkündür. Hatta bu anlamda literatüre Türk baroğu ifadesini kazandıran özelliğe sahip olduğunu ifade edebiliriz.” değerlendirmesini yaptı.
Kaynak: AA