Bizans ve Osmanlı’nın ortak hatırası: Şeyh Süleyman Mescidi

İstanbul’un Fatih ilçesine bağlı Zeyrek semtinde yer alan Şeyh Süleyman Mescidi, hem erken Hristiyan hem de ilk Bizans dönemine uzanan köklü geçmişiyle dikkat çekiyor.

ÇOK KATMANLI BİR YAPI

Mimari özellikleri, yapının bir Bizans yapısından da eski olduğunu ortaya koyarken, araştırmacılar bu yapının uzun yıllar boyunca farklı amaçlarla kullanıldığını belirtiyor. Erken Hristiyanlık döneminde yaygın olan merkezi planlı mimari, Şeyh Süleyman Mescidi’nin de temel karakteristiğini oluşturuyor. Bu tip yapılar dönemde çoğunlukla vaftizhane ya da mezar binası olarak hizmet vermiş. 1950’li yıllarda yapılan incelemelerde zeminin altında bir mezar odasının (kripta) bulunması da yapının aslında bir mezar yapısı olduğunu net biçimde ortaya koymuş.

Şeyh Süleyman Mescidi – Kripta Alanı (Mezar Odası)

ŞEYH SÜLEYMAN MESCİDİ’NİN HİKÂYESİ

Sanat tarihçisi Elif KabalıoğluŞeyh Süleyman Mescidi’nin  tarihsel sürecini ve önemini gezelim.com için anlattı. Çok katmanlı bir yapı olduğuna dikkat çeken Kabalıoğlu, mescidi ve kripta bölümünü detaylarıyla ele aldı.

Sanat tarihçisi Elif Kabalıoğlu

Kabalıoğlu, “Sürprizlerle dolu, sırlara hâkim, üstünde tarih boyunca tartışmaları barındırmış, üç katlı bir yapı ve birçok tarihsel katmanı kendinde barındıran bir yapının içerisindeyiz. Bu yapı acaba bir mezar alanı mı, bir mescit mi, yoksa pagan dönemden ritüel alanı mı? Birçok tartışmayı barındırıyor. Yoksa Pantokrator Kilisesi’nin yani Molla Zeyrek Camii’nin kütüphanesi mi? Şöyle giriş yapacak olursak: Konstantin’in Hristiyanlığı kabul etmeden önce, bizim 2013–2017 yıllarında yapılan restorasyonda İtalyanların katıldığı ve Olcay Aydemir hocamızın bizzat başkanlığını yaptığı restorasyonda işler açığa çıkıyor. Şöyle ortak bir karara varılıyor: Semavi Eyice hocamızın bahsettiği üzere burası aslında bir vaftizhane ve bir mezar alanı. Yapılan çalışma sonucu varılan net karar bu şekilde. Fakat demin de dediğim gibi, Konstantin’in Hristiyanlığı kabul etmeden önce de bu yapı mevcut olduğundan, yapımız 1700 yılı aşkın bir yaşa sahip olduğundan burası pagan dönemde de kullanım alanına sahip.” ifadesini kullandı.

Şeyh Süleyman Mescidi – İstanbul, Zeyrek

YAPININ MİMARİ ÖZELLİKLERİ

Kabalıoğlu sözleri şöyle devam etti; “Nitekim alt katta sekizgen bir planda, üst katta dışarıdan kare planda ve kubbeye doğru gittiğimizde tekrardan sekizgen plana hâkim. İçeriye dikkat edersek, dedim ki ben, pagan dönemde de bir mezar alanı olarak kullanılmış. Alt katta geçen bir su kanalı var, o korunmuş. Daha sonra Osmanlı dönemine geldiğimizde Fatih Sultan Mehmed şehri iskân ederken şeyhleri de çağırıyor. Şeyhlerden Süleyman Efendi’ye bu yapı tahsis ediliyor. Yapının minaresi yok. Osmanlı’dan itibaren de hiçbir şekilde minare eklemesi yapılmamış. Minaresi olmayan bir mescide dönüşüyor. Osmanlı döneminde daha sonra burası tekke olarak kullanılıyor. Tekke olarak kullanılmasının işaretlerini de mihrabın kenarlarında bulunan grafiti yazılarından anlıyoruz. Gördüğünüz gibi burada “Ya Ali” yazıyor. Bu da bize buranın tevhithane olarak kullanıldığının bir işareti.”

Mihrabın yan duvarı

KRİPTA: YAPININ EN ESRARENGİZ ALANI

Kripta alanının girişi

Kabalıoğlu, “Aşağıda sekiz nişli bir arcosolium, yani kripta ölü gömme alanı mevcut. Altında da yapının sarnıcıyla irtibatlı bir su alanı var. Hâlâ suyun mevcut olduğu, son restorasyonlarda drenaj sisteminin kurulduğu, o suyun yapıya zarar vermemesi adına konulduğu bir alan mevcut. Burası, yapının en esrarengiz kısmı denilebilir. Yapının restorasyonlarında pagan döneme ait iskeletlere ulaşılıyor ve buranın erken dönem Bizans’ta ve orta dönem Bizans’ta saray mensuplarının ve imparatorluğa mensup bürokrat kişilerin gömü alanı olarak kullanıldığına dair izler taşımakta.” dedi.

BÜYÜK CİBALİ YANGININDA HASAR GÖRÜYOR

Kabalıoğlu, “1633 yılında büyük Cibali yangınında tahminen 20 bin binanın yandığı ve 15 saat süren yangında yapı yangına maruz kalıyor. Ve neredeyse 1900’lü yıllara kadar yapı harabe olarak kalıyor ve arcosolium bölümünde evsizler kalıyor. Son restorasyonlarda bir şey daha keşfediliyor. Yapının kubbe kısmı açıldığında, yenileme yapıldığında Bizans’ta bir kubbe tekniği olan, kubbe ağırlığının hafifletilmesi için kullanılan, 360 derece kubbenin etrafını dolaşan Bizans amforaları ile karşılaşıyorlar. Amforaların ağız kısmı dışarı doğru dönük olarak kullanılıyor ki bu biraz akustik olsa da yapının yükünü hafifletmek için kullanılıyor.” ifadesini kullandı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir