Bir kuş, bir insan ve 15 yıllık sadakat: Adem Amca ile Yaren’in büyük dostluğu

Fotoğraf Sanatçısı Cemil Şahin yazdı: Bir kuş, bir insan ve 15 yıllık sadakat: Adem Amca ile Yaren’in büyük dostluğu

Kur’an-ı Kerim’de, Nur Suresi’nin 41. ayetinde, göklerde ve yerde bulunanların ve kanat çırparak uçan kuşların Allah’ı tesbih ettiği bildirilir.

Belki de bu yüzden bazı gelişler sıradan değildir. Bazı kuşlar sadece bir yuvaya değil, bir hikmete de konar.

Çok uzaklardan kanat çırparak gelen, her yıl hiç şaşmadan aynı köye, aynı bahçeye, aynı dostun yanına dönen Yaren’in bu 15 yıllık sadakatinde de mutlaka ilahî bir incelik, Allah’ın bir hikmeti ve insana tevazuyu, vefayı, merhameti hatırlatan derin bir mesaj vardır. Çünkü bazı bağlar sadece gözle görülmez; kalple hissedilir. Adem Amca ile Yaren’in dostluğu da tam olarak böylesine zarif, böylesine manevî ve böylesine düşündürücü bir dostluktur.

Bir kuş, bir insan ve 15 yıllık sadakat: Adem Amca ile Yaren’in büyük dostluğu

Bazen bir hikâye dinlemezsiniz…
Bir hikâyeye şahit olursunuz.

Bazen bir röportaj yapmazsınız…
Bir yüreğin içine misafir olursunuz.

Ve bazen öyle bir manzarayla karşılaşırsınız ki kelimeler geri çekilir; gözler konuşur, sessizlik anlatır, kalp olan biteni kendi içinde tamamlar.

Bursa’nın Karacabey ilçesine bağlı Eskikaraağaç Köyü’ne vardığımızda, aslında sıradan bir köy ziyaretine gelmediğimizi daha ilk anda hissettik. Burası yalnızca bir köy değildi; burada yıllara meydan okuyan bir bağlılık, sessizce büyüyen bir güven ve insanın içini titreten çok özel bir dostluk vardı.

Adem Amca’nın mütevazı evine ve bahçesine adım attığımız anda, yalnızca bir mekâna değil; 15 yıllık bir vefanın içine girmiş olduk. Bizi büyük bir samimiyetle karşıladı. Sanki yıllardır tanıyormuşuz gibi içten, doğal ve hesapsız bir hâli vardı. Belki de en etkileyici olan buydu.

Çünkü bazı hikâyeler önce insanın kendisini anlatır; sonra olayları…

Sohbet ilerledikçe şunu çok net hissettik: Burada anlatılan şey yalnızca bir leyleğin her yıl aynı köye gelişi değildi. Burada anlatılan şey, bir kuşla bir insan arasında zamanla kurulan güvenin, sevginin ve sadakatin hikâyesiydi. Daha doğrusu, hikâyeden de öte, yaşanmışlığın içinden süzülüp gelen gerçek bir gönül bağıydı.

Ve biz bunu yalnızca dinlemedik.
Gördük.
Şahit olduk.
Hissettik.

En etkileyici anlardan biri, Adem Amca’nın bahçede Yaren’i çağırdığı o andı. Sesi öyle tanıdık, öyle alışılmış, öyle içtendi ki… Sanki gökyüzünde süzülen bir kuşa değil de uzun zamandır yolunu gözlediği bir dosta sesleniyordu. Hepimizin bakışları aynı anda o yöne çevrildi. Ve Yaren geldi.

Hiç tereddüt etmeden…
Hiç yabancılık çekmeden…
Yılların verdiği güvenle, Adem Amca’nın yanına kadar sokuldu.

Ardından o unutulmaz sahne yaşandı. Adem Amca onu eliyle besledi.

Bir kuş, bir insan ve 15 yıllık sadakat: Adem Amca ile Yaren’in büyük dostluğu

O anı tarif etmek kolay değildi. Bir kuşun bir insana bu kadar yaklaşması, bir insanın da bir canlıya bu kadar sevgiyle, merhametle ve doğallıkla karşılık vermesi, gerçekten insanın içine işleyen bir duyguydu. Orada bulunan herkes için çok kıymetli bir andı. Benim için de öyleydi. Açık söylemek gerekirse, çok duygulandığım anlar oldu.

Çünkü insan ister istemez düşünüyor:

Nasıl olur da bir kuş, bir insanı 15 yıl unutmaz?
Nasıl olur da her yıl aynı yuvaya, aynı köye, aynı bahçeye, aynı dosta döner?
Nasıl olur da çağrıldığında sesini tanır, güvenir ve yanına gelir?

Bugün aynı evin içinde iki kardeşin bile zaman zaman anlaşamadığı bir çağda yaşıyoruz. İnsan insanı dinlemiyor, anlamıyor, kalbine dokunamıyor. Ama Eskikaraağaç’ta bir kuş ile bir insanın 15 yıldır kurduğu dostluk, hepimize sessiz ama çok güçlü bir hakikati yeniden hatırlatıyor:

Gerçek dostluk çıkarla değil, güvenle kurulur.
Gerçek bağ sözle değil, yürekle büyür.
Gerçek sadakat ise unutmamakla, dönüp yeniden gelmekle anlaşılır.

2011 yılında başlayan bu hikâye, bugün yalnızca bir köyün değil, bütün Türkiye’nin tanıdığı bir vefa tablosuna dönüşmüş durumda. Ancak kameraların, haberlerin ve ilgilerin ötesinde, bu dostluğun asıl gücü başka bir yerde yatıyor. Çünkü bu hikâye sahici. Gösterişsiz. Hesapsız.

Adem Amca konuşurken bunu hissediyorsunuz. Cümlelerinde süs yok. Yapaylık yok. Zorlama hiç yok. Yaren’den söz ederken sesi değişiyor, gözleri başka bakıyor. Onu bir kuş olarak değil, aileden biri gibi gördüğünü söylerken bu yalnızca bir cümle olarak kalmıyor; yüzüne, sesine, bekleyişine ve hatırlayışına yansıyor.

Asıl etkileyici olan da tam burada başlıyor.

Çünkü bazı hikâyeler kurgulanamaz.
Bazı duygular taklit edilemez.
Bazı bağlar sadece yaşanır.

Yaren ile Adem Amca’nın bağı da tam olarak böyle bir bağ.

Mart ayında Yaren geliyor, ağustos sonuna doğru göç vakti yaklaşınca içler burkuluyor. Adem Amca onun gidişini bile hissediyor. Gitmeden bir gün önce balık yemeyişinden, çağırınca gelmeyişinden vedanın yaklaştığını anlıyor. Ertesi sabah yuvaya baktığında Yaren göçmüş oluyor. Burada yalnızca bir göç hikâyesi yok; burada dostunun gidişini yüreğinde hisseden bir insan var.

Belki de bu yüzden bu hikâye milyonlara dokunuyor. Çünkü insanlar bugün en çok vefayı özlüyor, sadakati arıyor ve sahici olanı görmek istiyor. Yaren ile Adem Amca’nın dostluğu da tam bu yüzden bu kadar kıymetli. Çünkü bize unuttuğumuz bazı hakikatleri yeniden hatırlatıyor: Sevginin dili olmadığını, dostluğun güvenin bazen tek bir bakışla bile kurulabildiğini gösteriyor.

Bir kuşun kendisini seven insanı unutmaması…
Bir insanın da bir kuşu evladı gibi bağrına basması…

İşte bu, üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken bir tablo.

Şimdi gelin, bu 15 yıllık dostluğun hikâyesini Adem Amca’nın kendi cümlelerinden dinleyelim.

Bir kuş, bir insan ve 15 yıllık sadakat: Adem Amca ile Yaren’in büyük dostluğu

Soru 1: Adem Amca, Yaren Leylek’le ilk kez nasıl tanıştınız? O günü bize anlatır mısınız? Kaç yıl önceydi?

Adem Amca: Çok güzel soru. 2011 yılında oldu. Yani bundan 15 yıl önce… Ben Bursa’da çalıştıktan sonra emekli oldum ve köyüme döndüm. Sonra kendime bir sandal aldım, balıkçılığa başladım.

Mart ayında yine gölde balık avlıyordum. Ağdan balık çıkarırken bir baktım, bir leylek sandalımın ucuna konmuş. İlk anda çok şaşırdım. Aç olduğunu anladım. Ben de ağdan çıkan balıklardan ona atmaya başladım.

Aramızda yaklaşık 5-6 metre vardı. Balığı atıyordum, o da yere düşürmeden havada kapıp yutuyordu. Güzelce karnını doyurdu. Bir süre bakıştık, sonra yuvasına uçtu.

Ertesi sabah erkenden yine göle çıktım. İçimden, “Acaba bugün de gelir mi?” diye geçirdim. Daha ağın başına varır varmaz yuvadan süzüldü, yine geldi ve yine sandalıma kondu. O gün de besledim. Sonra bu hâl her sabah tekrar etmeye başladı. Dostluğumuz işte böyle başladı.

O günden bugüne tam 15 yıldır sürüyor. Altı ay burada kalıyor. Her yıl mart ayında geliyor, ağustos sonuna kadar burada kalıyor. Beraber balığa çıkıyoruz. Karnını doyuruyor, sonra yuvasına dönüyor.

Bir kuş, bir insan ve 15 yıllık sadakat: Adem Amca ile Yaren’in büyük dostluğu

Soru 2: İlk karşılaşmanızda Yaren’in sıradan bir leylek olmadığını hissettiniz mi? O an neler yaşadınız?

Adem Amca: Evet, hissettim. Hem de ilk anda… Ben gölde ağlarımı topluyordum. Arkam dönüktü, kayığın başına konduğunu bile fark etmemişim. Bir ara dönüp arkama baktım; bir de ne göreyim, kayığın başında bir leylek duruyor.

O kadar şaşırdım, o kadar heyecanlandım ki anlatamam. İçime bir sıcaklık yayıldı. Bir yandan da ürkekti; her an uçacak gibiydi. Ama yine de kaçmadı. Ben de hemen ona balık verdim, karnını doyurdum.

O anda bunun sıradan bir karşılaşma olmadığını hissettim. Sonradan yıllar geçtikçe bunun gerçekten çok özel bir bağa dönüşeceğini anladım.

Soru 3: Yaren’in adını nasıl koydunuz? Bu ismin hikâyesi nedir?

Adem Amca: İlk beş yıl ben ona sadece “Leylek” diyordum. Yani bir adı yoktu. Bir gün köy kahvesinde oturuyorduk. Eski muhtarımız Rıdvan Çetin dedi ki:

“Dayı, bu leylek artık meşhur olmaya başladı. Buna bir isim koyalım.”

Ben de “Olur, koyalım ama ne olsun?” dedim. O da, “Adı Yaren olsun,” dedi.

Ben sordum: “Neden Yaren?”

Dedi ki: “Beş yıldır sana arkadaşlık ediyor. Yaren; dost, arkadaş demek.”

O anda bu isim içime çok sindi. Çok sıcak geldi. “Tamam,” dedim, “adı Yaren olsun.” O günden sonra da ismi Yaren kaldı.

Bir kuş, bir insan ve 15 yıllık sadakat: Adem Amca ile Yaren’in büyük dostluğu

Soru 4: Yaren’in her yıl yeniden sizi bulması, yine size gelmesi sizde nasıl bir duygu uyandırıyor?

Adem Amca: Tarifi zor bir mutluluk veriyor. Çünkü köyde o kadar sandal var, o kadar insan var… Ama gelip de onların arasında benim sandalıma konması benim için hem gurur verici hem de çok kıymetli bir şey.

Ben bunu Allah’ın bana bir lütfu olarak görüyorum. Herkese nasip olmaz böyle bir dostluk. Bana nasip olmuş. Ben de elimden geldiğince ona sevgimi ve ilgimi eksik etmedim.

İlk zamanlarda doğadan kopar diye çok fazla beslememeye dikkat ettim. Diyelim ki otuz balık yiyecek; ben ona on balık verdim. Kendi doğallığını kaybetmesin istedim. Ama yıllar geçtikçe anladım ki Yaren doğadan kopmuyor. O yine doğaya gidiyor, yine avlanıyor. Şimdi biraz daha fazla doyuruyorum ama yine de kendi tabiatını hiç bırakmadı.

Soru 5: Sizce Yaren neden sizi unutmuyor? Neden başka bir tekneye değil de hep size geliyor?

Adem Amca: Bence bunun sırrı sevgide ve güvende. Yaren bana güvendi. Ben de ona hep sevgiyle yaklaştım. Aramızda çok özel bir bağ oluştu.

Başka biri sandalda olsa çoğu zaman gidip onun yanına konmaz. Çünkü o güveni herkeste hissetmiyor. Leylekler zaten kolay kolay insanlara bu kadar yaklaşmaz. Ama Yaren zamanla bana alıştı.

Ben inanıyorum ki sevgi karşılıksız kalmaz. Biz aramızda sessiz ama çok güçlü bir dostluk kurduk. Onun beni tercih etmesinin sebebi de budur.

Soru 6: Yaren geldiğinde neler hissediyorsunuz? O anı bize nasıl anlatırsınız?

Adem Amca: Onu görünce içim içime sığmıyor. Gerçekten çok büyük bir sevinç yaşıyorum. Tarif etmek zor. Sanki uzaklardan çok sevdiğim bir dostum geri gelmiş gibi oluyor.

Sabah gözümü açtığımda onu görüyorum. Akşama kadar gözümün önünde oluyor. Yuvası zaten evime çok yakın. Bahçeme geliyor, bahçemde de besliyorum.

Ben artık Yaren’i bir kuş gibi görmüyorum. O benim için evlat gibi. Eşi de geliyor ama o daha ürkek. Onu da besliyorum fakat Yaren kadar yaklaşmıyor. Yaren ise ismini biliyor. “Gel Yaren” dediğim zaman yanıma geliyor. Bu da beni çok duygulandırıyor.

Soru 7: Biz de bugün burada buna şahit olduk. Bahçede sizi çağırdığınız anda Yaren’in gelmesi ve elinizden beslenmesi gerçekten çok özel bir andı. Sizin için de bu anlar hâlâ ilk günkü kadar kıymetli mi?

Adem Amca: Tabii ki kıymetli. Hem de her seferinde aynı heyecanı yaşatıyor. Siz bugün burada gördünüz; çağırdığım zaman geliyor. Bu öyle bir anda kurulmuş bir şey değil. Yılların sevgisi, alışkanlığı, güveni var bunda.

Ben onu elime alıp sevmiyorum belki ama benim yanımda rahat. Elimden balık yiyor. Bu da bana büyük mutluluk veriyor. Çünkü bir hayvanın size güvenmesi çok önemli bir şey. Hele ki doğada yaşayan bir hayvansa, bu daha da kıymetli oluyor.

Soru 8: Yaren sizin için bir kuş mu, yoksa aileden biri mi?

Adem Amca: Aileden biri… Hatta açık söyleyeyim, ben onu hiçbir zaman sıradan bir kuş gibi görmedim. O benim için adeta bir evlat.

Kuş çok; serçe var, pelikan var, başka kuşlar var. Ama Yaren’in yeri çok başka. Çünkü bu bağ 15 yılda oluştu. Her gelişinde aynı sevgiyi, aynı heyecanı yeniden yaşıyorum.

Onu görünce bazen gözlerim dolar. Giderken de duygulanırım, gelirken de duygulanırım. Çünkü bu bağ artık kalbimin içine işlemiş durumda.

Soru 9: Yaren göç zamanı geldiğinde bunu size hissettiriyor mu? Vedanız nasıl oluyor?

Adem Amca: Evet, hissettiriyor. Ağustosun son günleri yaklaşınca içime bir sıkıntı düşmeye başlıyor. Çünkü göç vakti geliyor, ben de artık gideceğini anlıyorum.

Yaren’in gideceği gün bir farklı olur. Normalde çağırınca gelir, balık atınca yer. Ama göçten bir gün önce çoğu zaman benden balık yemez. Çağırırım, gelmez. Balık atarım, dönüp bakmaz. O zaman ben anlarım: “Tamam, Yaren yarın gidecek.”

Sabah kalkarım, bakarım ki yuvada yok… İşte o zaman gitmiştir. Vedamız böyle oluyor. Bana konuşmadan, sessizce hissettiriyor.

Soru 10: Allah korusun, bir gün Yaren’in gelmeme ihtimali sizi korkutuyor mu?

Adem Amca: Elbette korkutuyor. Çok üzer. Bunu kelimelerle anlatmak kolay değil. İnsan alışıyor, bağlanıyor. Hele 15 yıl boyunca aynı dostluğu yaşadıysan, onun yokluğunu düşünmek bile ağır geliyor.

Ama hayatın gerçeği de var. Ölüm var, göç yolu var, tehlike var… Allah korusun, eğer bir gün gelmezse benim için çok zor olur.

Şunu da açıkça söyleyeyim: Yaren’den sonra ben başka bir leylekle aynı bağı kuramam. Çünkü hiçbir leylek bana onun verdiği duyguyu veremez. Bu hikâye Yaren’le başladı, Yaren’le anlam kazandı.

Bir kuş, bir insan ve 15 yıllık sadakat: Adem Amca ile Yaren’in büyük dostluğu

Soru 11: İnsan ile hayvan arasındaki dostluğu düşündüğünüzde, Yaren size ne öğretti?

Adem Amca: Çok şey öğretti. Öncelikle sevginin ve sadakatin sözle değil, hâlle yaşandığını öğretti. Bazen insanlar arasında bile bu kadar temiz, bu kadar saf bir dostluk kalmıyor. Ama bir hayvanla insan arasında böyle bir bağ kurulabiliyor.

Ben bazen düşünüyorum; Yaren birçok insandan daha vefalı. Ne kırar, ne incitir, ne de karşılık bekler. Verirsen yer, vermezsen yine kırılmaz. Samimidir, sadıktır.

Hayvan dostluğu gerçekten çok başka bir şey. İnsana merhameti, sabrı ve sevgiyi yeniden hatırlatıyor.

Soru 12: Açıkçası bugün burada ben de çok duygulandım. Çünkü insan ister istemez düşünüyor: Bugün iki kardeş bile kimi zaman anlaşamazken, bir kuş ile bir insanın 15 yıldır böylesine güçlü bir dostluk kurması çok büyük bir ders. Sizce bu hikâye insanlara ne söylüyor?

Adem Amca: Bence çok şey söylüyor. İnsanlara sevgiyi, vefayı, sadakati söylüyor. Bugün insanlar birbirini çabuk kırıyor, çabuk unutuyor. Ama bakıyorsunuz bir hayvan sizi unutmuyor, her yıl yine geliyor.

Bu dostluk insanlara örnek olmalı. İnsan bazen hayvandan da ders almalı. Çünkü sevgi temiz olunca, güven gerçek olunca onun karşılığı da oluyor.

Bence Yaren ile benim dostluğum insanlara şunu gösteriyor: Dostluk sadece konuşmakla olmaz. Dostluk güvenmekle, hissetmekle, unutmamakla olur.

Soru 13: Bir cümleyle anlatmanızı istesem, Yaren sizin için ne ifade ediyor?

Adem Amca: Yaren benim için çok kıymetli bir dost, çok özel bir arkadaş, adeta bir evlat… Onunla birlikte bağlılığı, sevgiyi ve sadakati yaşıyorum.

Ben bu dostluğu Allah’ın bana büyük bir ikramı olarak görüyorum. Herkese nasip olmaz. O yüzden Yaren’in yeri bende çok ayrıdır. Dünyanın en saf, en güzel, en temiz selamını her sene bana getiriyor.

Kapanış

Adem Amca ile yaptığımız bu içten sohbetin ardından bir kez daha şunu hissettik: Bazı dostluklar kelimelerle anlatılmaz; ancak yaşanır, hissedilir ve insanın içinde derin bir iz bırakır.

Eskikaraağaç’ta şahit olduğumuz bu tablo, yalnızca bir doğa hikâyesi değildi. Bu, insana insanlığını hatırlatan çok kıymetli bir vefa dersiydi. Bir kuşun yıllar boyunca aynı dostu unutmaması, bir insanın da onu evladı gibi bağrına basması… Belki de modern zamanların en sade, en temiz ve en öğretici dostluk hikâyelerinden biri tam olarak buydu.

Çünkü burada sadece Yaren yoktu.
Burada güven vardı.
Burada sadakat vardı.
Burada merhamet vardı.
Burada bozulmamış, kirlenmemiş, hesapsız bir sevgi vardı.

Ve Yaren her yıl yalnızca Adem Amca’ya döndüğünde, belki de her gelişinde insanlığa şunu yeniden hatırlatıyordu:

Sevgi unutmaz.
Güven yolunu kaybetmez.
Gerçek dostluk ise her şeye rağmen geri döner.

Eskikaraağaç’ta o gün gördüğümüz şey, sadece bir kuşun gelişi değildi. Bu, insanın içini titreten bir gönül hikâyesiydi. Adem Amca’nın bahçesinde, Yaren’in kanadında ve sessizliğin içinde büyüyen bu 15 yıllık bağ bize bir kez daha gösterdi ki:

Dostluk bazen konuşmaz…
Ama her yıl aynı yere konar.

Ve evet…
İşte gerçek dostluk budur.

Adem Amca, sizinle tanışmak, sohbet etmek ve bu eşsiz dostluğa yerinde şahit olmak bizim için gerçekten çok kıymetliydi. Evinizin kapılarını büyük bir samimiyetle açtınız; bahçenizde yaşanan o içten ve duygusal anlara birlikte tanıklık ettik. Gölde kayıkla yaptığımız yolculuk da, Yaren’le aranızdaki o saf, doğal ve hesapsız bağı yakından görmek de bizim için unutulmayacak bir hatıra oldu. Açık söylemek gerekirse, sizin dostluğunuza ve Yaren’in size olan güvenine şahitlik etmek bizi de derinden duygulandırdı.

Bir kuş, bir insan ve 15 yıllık sadakat: Adem Amca ile Yaren’in büyük dostluğu

Adem Amca: Asıl ben size çok teşekkür ederim. Benim için de çok güzel, çok doğal, çok samimi bir röportaj oldu. Bugüne kadar buraya gelen çok kişi oldu ama sizinle yaptığımız bu sohbetin yeri bende ayrı kaldı. Bu kadar içten, bu kadar sıcak ve bu kadar gönülden bir konuşmayı daha önce kimseyle yapmamıştım. İyi ki geldiniz, iyi ki bu dostluğa sizin gözünüzden de yeniden bakma fırsatı bulduk.

Ve biz Eskikaraağaç’tan ayrılırken geride yalnızca bir röportaj değil; kalbimize işleyen, insanlığa vefayı yeniden hatırlatan ömürlük bir dostluk hikâyesi kalıyordu.

Belki de Yaren ile Adem Amca’nın hikâyesi, çağımızın en büyük yoksulluğunu yüzümüze vuruyor: İnsan, hızla çoğalan kalabalıkların içinde vefayı, merhameti ve sadakati kaybediyor. Oysa Eskikaraağaç’ta her yıl aynı gökyüzünü aşarak aynı kıyıya, aynı kayığa, aynı dosta dönen bir leylek ile onu aynı sevgi, aynı sabır ve aynı içtenlikle bekleyen bir insan, bize unuttuğumuz en kadim hakikati yeniden hatırlatıyor. Vefa, yalnızca insanın insana gösterdiği bir erdem değildir; o, Allah’ın yarattığı her canın fıtratına işlenmiş ilahî bir inceliktir.

Nur Suresi 41. ayetin işaret ettiği gibi, göklerde ve yerde olan her varlık kendi diliyle Rabbini tesbih ederken; belki de Yaren ile Adem Amca da bu büyük hakikatin en sade, en sessiz ve en sahici temsilcisi olarak aynı duada, aynı ahenkte buluşuyor.

Bir kuş, bir insan ve 15 yıllık sadakat: Adem Amca ile Yaren’in büyük dostluğu
Bir kuş, bir insan ve 15 yıllık sadakat: Adem Amca ile Yaren’in büyük dostluğu

Bu yüzden onların hikâyesi, sadece bir leyleğin dönüşü değil; insan kalbinin unuttuğu iyiliğe, yaratılmışa duyulması gereken hürmete, sadakate ve vicdana yeniden çağrılışıdır. Ve bazen bir leylek, insana sadece dostluğu değil; insan kalmanın ne demek olduğunu da hatırlatır.

Ve belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey, Yaren kadar sadık, Adem Amca kadar vefalı kalabilmektir. Çünkü insanı gerçekten insan yapan, kurduğu bağların samimiyeti ve gösterdiği merhametin derinliğidir.

Cemil Şahin
Fotoğraf Sanatçısı-Araştırmacı Yazar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir