Ülke TV’de yayınlanan “Her Şehir Bir Miras” programı, bu bölümünde Hatay’ın deprem öncesinden yıkım günlerine, ardından yeniden doğuş sürecine uzanan hikâyesini ekranlara taşıdı. Cevdet Balıkçı’nın sunumuyla yayınlanan programda, kentin tarihi mirası, yeniden inşa edilen yapıları, ticari hayatı ve dünyaca tanınan gastronomisi ele alındı.
6 Şubat depremlerinde ağır yıkıma uğrayan Hatay, binlerce yıllık tarihinden aldığı güçle yeniden ayağa kalkıyor. Tarihi yapılarından çarşılarına, simge caddelerinden gastronomi kültürüne kadar kentin hafızasını oluşturan değerler, kapsamlı restorasyon ve ihya çalışmalarıyla yeniden hayat buluyor.
HATAY MECLİS BİNASI YENİDEN AYAĞA KALDIRILDI
Hatay’ın siyasi ve kültürel hafızasında önemli bir yere sahip olan tarihi Meclis Binası, programın başlangıç noktası oldu. 1938 yılında Hatay Devlet Meclisi’ne ev sahipliği yapan yapı, Hatay’ın ana vatana katılış sürecinin simge yapılarından biri olarak öne çıkıyor.
Depremde tamamen çöken bina, Hatay Valiliği öncülüğünde gerçekleştirilen çalışmalarla yeniden ayağa kaldırıldı. Restorasyon sürecinde yapının tarihi taşları büyük bir titizlikle ayrıştırılırken, zeminde kapsamlı güçlendirme çalışmaları gerçekleştirildi.

Hatay Valisi Mustafa Masatlı, programda yaptığı açıklamada yapının yaklaşık 30 metrelik güçlendirilmiş bir zemin üzerine yeniden inşa edildiğini, özgün taşların yanı sıra bölgeye özgü taşların da kullanıldığını belirtti.

Restorasyonun yalnızca bir binanın yeniden yapılması anlamına gelmediğine dikkat çeken Masatlı, Meclis Binası’nın yeniden hayat bulmasının Hatay halkında umut duygusunu güçlendirdiğini ifade etti.
2 BİN 300 YILLIK ŞEHİR PLANI YENİDEN ORTAYA ÇIKIYOR
Programda Hatay’ın tarihsel kimliğini anlatan tarihçi Zafer Yavuz ise kentin geçmişinin çok daha eskiye uzandığını vurguladı.
Arkeolojik buluntulara göre yaklaşık 100 bin yıllık geçmişe sahip olduğu belirtilen Hatay’ın, tarih boyunca Baharat Yolu ve İpek Yolu üzerinde önemli bir merkez olduğu aktarıldı. Kentin 26 kültür ve 13 medeniyetten izler taşıyan çok katmanlı yapısının, mutfaktan mimariye, giyim kuşamdan günlük yaşama kadar pek çok alana yansıdığı anlatıldı.
Antakya’nın kuruluşunda planlı bir kent anlayışının hâkim olduğuna dikkat çekilen programda, Selevkoslar döneminden günümüze ulaşan şehir planına da değinildi. Deprem sonrasında gerçekleştirilen yeniden yapılanma çalışmalarının, kentin tarihsel kimliğinin yeniden ortaya çıkmasına imkân sağladığı belirtildi.
TARİHİ ÇARŞILAR YENİDEN TİCARETİN KALBİ OLUYOR
Hatay’ın yeniden doğuş hikâyesinde tarihi çarşılar da önemli bir yer tutuyor.
Depremde büyük zarar gören çarşı bölgelerinde, tarihi doku korunarak daha düzenli ve güvenli yeni ticari alanlar oluşturuluyor. Kemal Paşa Caddesi çevresinde yeniden inşa edilen dükkânlar, geleneksel han anlayışından esinlenen yapısıyla dikkat çekiyor.

Tarihçi Zafer Yavuz, bölgenin geçmişte de ticaretin kalbi olduğunu belirterek Hatay’ın İpek Yolu ve Baharat Yolu üzerindeki konumuna dikkat çekti. Baharat, ipek, zeytinyağı ve sabun ticaretinin kentin ekonomik tarihinde önemli bir yere sahip olduğu aktarıldı.
Özellikle defne sabunu üretiminin Osmanlı döneminde Hatay’dan Anadolu’nun farklı bölgelerine ve yurt dışına kadar uzanan önemli bir ticari faaliyet olduğu ifade edildi.
DÜNYANIN İLK IŞIKLANDIRILAN CADDELERİNDEN BİRİ: KURTULUŞ CADDESİ
Hatay’ın tarihi mirasının en dikkat çekici noktalarından biri de Kurtuluş Caddesi.
Programda, Antik Çağ’da Kolonadlı Cadde ve Herod Caddesi olarak bilinen Kurtuluş Caddesi’nin yaklaşık 2 bin yıl önce yağ kandilleriyle aydınlatıldığı anlatıldı.
Roma döneminde ticaretin yoğun olduğu cadde üzerinde dükkânların gece de faaliyet göstermesi nedeniyle aydınlatmaya ihtiyaç duyulduğu belirtildi. Böylece cadde, Antakya’nın tarih boyunca ticaret ve sosyal hayatın önemli merkezlerinden biri haline geldi.
Caddenin hemen yakınında bulunan Habib-i Neccar Camii de bölgenin çok katmanlı tarihini yansıtan önemli yapılardan biri olarak programda ele alındı.
Deprem sonrasında yürütülen restorasyon çalışmalarının ardından Kurtuluş Caddesi, Hatay’ın geçmişten geleceğe uzanan tarihi dokusunun yeniden görünür hale geldiği alanlardan biri olarak öne çıkıyor.
HATAY’IN MUTFAK KÜLTÜRÜ DE YENİDEN CANLANIYOR
Hatay’ın yeniden yapılanma süreci yalnızca taş yapılardan ve tarihi mekânlardan ibaret değil. Kentin gastronomi kültürü de bu dönüşümün önemli parçalarından biri.
Deprem sonrasında kurulan Hatay Gastronomi Çarşısı, hem esnafın yeniden üretime katılmasına hem de kentin geleneksel mutfak kültürünün yaşatılmasına katkı sağlıyor.
Hatay mutfağının en tanınan lezzetlerinden biri olan künefe ise bu kültürün en güçlü simgeleri arasında yer alıyor.
KÜNEFE, HATAY’IN LEZZET MİRASINI YAŞATIYOR
Programda Hatay künefesinin yapımına da yer verildi. Künefe ustası Yusuf Uzunparmak, geleneksel Antakya künefesinin temel özelliğinin yöreye özgü tuzsuz peynir ve tereyağı kullanılması olduğunu anlattı.

Bakır tepside hazırlanan künefenin, geleneksel yöntemlere bağlı kalınarak pişirilmesinin lezzet açısından önemli olduğu belirtildi. Ustaya göre iyi bir künefe; kendine özgü kokusunu taşımalı, tereyağı ve peynirin lezzeti öne çıkmalı ve rengini doğal pişirme sürecinden almalı.
Programda ayrıca Hatay künefesinin coğrafi işaretli bir ürün olduğu vurgulanırken, geleneksel peynirli künefenin yanı sıra farklı malzemelerle hazırlanan çeşitlerin de bulunduğu aktarıldı.
HATAY YENİDEN MİSAFİRLERİNİ BEKLİYOR
6 Şubat depremleri Hatay’ın tarihi dokusunda ve toplumsal hafızasında büyük bir yara açsa da kent bugün yeniden ayağa kalkmanın hikâyesini yazıyor.
Tarihi Meclis Binası’ndan çarşılara, Kurtuluş Caddesi’nden gastronomi alanlarına kadar gerçekleştirilen çalışmalar, Hatay’ın geçmişini koruyarak geleceğe hazırlanmasını hedefliyor.
Binlerce yıllık medeniyet birikimini, çok kültürlü yapısını ve güçlü gastronomi geleneğini yeniden görünür kılan Hatay, deprem sonrası dönüşümünü sürdürüyor.
“Her Şehir Bir Miras” programının Hatay bölümü, kentin yalnızca yeniden inşa edilen binalarını değil; hafızasını, kültürünü, ticaretini ve mutfağını da yeniden ayağa kaldırdığını ortaya koyuyor.
Hatay bugün ziyaretçilerine yalnızca tarihi bir şehir gezisi sunmuyor. Aynı zamanda büyük bir yıkımın ardından yeniden doğan bir kentin hikâyesine tanıklık etme fırsatı veriyor.