KADİM PAYİTAHTTAN ÇAĞ AÇAN ZAFERE UZANAN YOL
Tarih bazı şehirleri yalnızca taşlarıyla, sokaklarıyla ya da surlarıyla değil; taşıdığı ruh, üstlendiği misyon ve yazdığı medeniyet hikâyesiyle hatırlar.
İşte Edirne de böylesine müstesna şehirlerden biridir. Osmanlı Devleti’ne uzun yıllar başkentlik yapan Edirne, yalnızca bir şehir değil; büyük ideallerin kurulduğu, stratejilerin belirlendiği ve cihanşümul hedeflerin mayalandığı kadim bir payitahttır.
İstanbul’un fethi denildiğinde çoğu zaman akıllara 29 Mayıs 1453 tarihi gelir. Şüphesiz o gün, dünya tarihinin akışını değiştiren büyük zaferin ilan edildiği gündür. Ancak büyük zaferler yalnızca bir günde kazanılmaz. Her büyük fetih; sabrın, hazırlığın, inancın, aklın ve sarsılmaz bir iradenin eseridir.
İstanbul’un fethi de aslında surların önünde değil, Edirne’de başlamıştır.

Fatih Sultan Mehmed Han, çocukluk yıllarından itibaren İstanbul’un fethini yalnızca askerî bir hedef olarak değil; aynı zamanda Peygamber Efendimizin müjdesine nail olma şerefi olarak görmüştür. O büyük ideal doğrultusunda fethe giden yolun bütün hazırlıkları Osmanlı’nın başkenti Edirne’de şekillenmiştir.
Fatih Sultan Mehmed Han için Edirne yalnızca bir başkent değil; çocukluğunu geçirdiği, ilimle yetiştiği, büyük idealler kurduğu ve fetih ruhunu mayaladığı şehir olmuştur. Sultan II. Murad Han döneminde Edirne Sarayı’nda büyüyen Fatih, dönemin en kıymetli âlimlerinden dersler almış; Akşemseddin başta olmak üzere birçok önemli hocanın ilim ve irfanıyla yetişmiştir.
Henüz genç yaşlarda İstanbul’un fethini zihninde bir ülkü hâline getiren Fatih Sultan Mehmed Han’ın karakteri, vizyonu ve cihanşümul bakışı büyük ölçüde Edirne’de şekillenmiştir.
Bu yönüyle Edirne, yalnızca fethin hazırlıklarının yapıldığı bir şehir değil; Fatih’i yetiştiren, ona medeniyet ufku kazandıran büyük bir ilim ve devlet merkezidir.
Benim kanımca bu yüzden İstanbul’un fethi yalnızca askerî bir zafer değil; Edirne’de büyüyen bir idealin, bir medeniyet tasavvurunun ve büyük bir inancın dünyaya yansımasıdır.
Fetih ordusunun planları burada hazırlandı. Askerî birliklerin sevk ve idaresi burada oluşturuldu. Donanmanın ve kara ordusunun stratejik hazırlıkları burada yapıldı.
Dönemin en güçlü ŞAHİ topları burada döküldü.


Fatih Sultan Mehmed Han, devlet erkânı ile birlikte İstanbul’u fethe götürecek büyük yürüyüşün ilk adımlarını işte bu kadim şehirde attı.
Edirne yalnızca bir başkent değildi; aynı zamanda Osmanlı’nın aklı, kalbi ve stratejik merkeziydi. Balkanlara açılan kapı olması, Avrupa ile Anadolu arasında bir köprü vazifesi görmesi ve askerî açıdan taşıdığı üstün konum nedeniyle Osmanlı’nın en önemli merkezlerinden biri hâline gelmişti. .
Edirne’de dökülen şahi topları, burada yapılan stratejik hazırlıklar ve ordunun sarsılmaz azmi; İstanbul’un fethinin kapılarını ardına kadar açtı.
Ve ardından tarihî yürüyüş başladı…

Edirne’den çıkan fetih ordusu, büyük bir inanç ve kararlılıkla İstanbul surlarına ulaştı. Fatih Sultan Mehmed Han, fetih öncesinde yalnızca 53 gün gibi kısa bir sürede Rumeli Hisarı’nı inşa ettirerek Boğaz’ın kontrolünü sağladı.
Günler süren kuşatmanın ardından 29 Mayıs 1453 sabahı çağ açıp çağ kapatan büyük zafer gerçekleşti. İstanbul fethedildi ve dünya tarihinin yönü değişti.

Ancak bu büyük zaferin arkasında sessiz ama çok güçlü bir şehir vardı:
Edirne…
Bugün de Edirne yalnızca geçmişin hatıralarını taşıyan bir şehir değildir. Her taşıyla, her kubbesiyle, her minaresiyle ve her sokağıyla tarihin izlerini geleceğe taşımaya devam etmektedir.
Fatih Sultan Mehmed Han’ı ve büyük fethi anmak; yalnızca tarihî bir olayı hatırlamak değil, aynı zamanda ecdada, medeniyetimize ve bize emanet bırakılan değerlere gösterilen büyük bir vefadır.
Bu anlamlı vefa, Edirne’de gerçekleştirilen kapsamlı programlarla bir kez daha güçlü şekilde ortaya konulmuştur.
Edirne Valimiz Sayın Yunus Sezer’in öncülüğünde ve destekleriyle gerçekleştirilen fetih programları; sıradan bir anma etkinliğinin çok ötesinde, geçmiş ile geleceği aynı ufukta buluşturan önemli bir vizyon çalışması olarak dikkat çekmiştir.

İHA ve SİHA gösterileri, ATAK helikopterlerinin katılımı, mehteran birlikleri, fetih yürüyüşleri ve gökyüzünü adeta tarih sahnesine dönüştüren özel gösteriler; vatandaşlara unutulmaz anlar yaşatmıştır.
Özellikle “Edirne’den İstanbul’a: Mühendisliğin ve Azmin Zaferi” temasıyla gerçekleştirilen drone gösterisi, yalnızca teknolojik bir sunum değil; tarihî hafızanın gökyüzüne işlenmiş güçlü bir yansıması olmuştur.


Bu anlamlı organizasyonun hayata geçirilmesinde büyük emek ve katkıları bulunan başta Edirne Valimiz Sayın Yunus Sezer olmak üzere; Edirne Valiliği’ne, Garnizon Komutanlığı’na, İl Jandarma Komutanlığı’na, Edirne İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’ne, güvenlik güçlerimize, kurum amirlerimize ve emeği geçen tüm kurum ve kuruluşlara şükranlarımızı sunmak gerekir.
Kadim payitaht Edirne’de fetih ruhunun yeniden böylesine güçlü şekilde yaşatılması; yalnızca bir anma programı değil, aynı zamanda tarihine sahip çıkan büyük bir medeniyet vefasının da en anlamlı göstergelerinden biri olmuştur.
Edirne tarihinde iz bırakan bu anlamlı organizasyonlar, geçmişin ihtişamını bugünün ufkuyla buluşturmuş; fetih ruhunu yeniden aynı heyecanla gönüllerde yaşatmıştır.
Asırlar önce Fatih Sultan Mehmed Han’ın büyük hayalleriyle yükselen fetih ruhu, bugün yeniden Edirne semalarında can bulmuştur. Tarihin derinliklerinden gelen o büyük ses, bir kez daha kubbelerin üzerinden yükselmiş; geçmişin ihtişamı geleceğin ufkuyla buluşmuştur.

Çünkü fetih yalnızca surların aşılması değildir.
Fetih; inancın, azmin, birlik ruhunun ve büyük ideallerin nesilden nesile taşınmasıdır.
Ve Edirne’de bir kez daha görülmüştür ki;
Önce Edirne’de bir hayal kuruldu…
Sonra bir medeniyet ayağa kalktı…
Ve 29 Mayıs 1453’te dünya değişti…
Bugün ise aynı ruh, aynı heyecan ve aynı vefa duygusuyla yeniden göğe kazındı.
Bugün Edirne ve İstanbul, yalnızca Türkiye’nin değil; dünya medeniyet tarihinin en kıymetli şehirleri arasında yer almaktadır. Biri büyük fethin doğduğu kadim payitaht, diğeri ise çağ açıp çağ kapatan zaferin ebedî şehridir.
Fatih Sultan Mehmed Han’ın bizlere bıraktığı bu büyük emanet; yalnızca taş yapılardan, kubbelerden ve surlardan ibaret değildir. Asıl emanet; fetih ruhunu, medeniyet şuurunu, birlik duygusunu ve büyük idealleri yaşatabilmektir.
Bugün bizlere düşen görev ise ecdadın emanetine sahip çıkmak, bu kadim ruhu gelecek nesillere taşımak ve Edirne’den yükselen o büyük medeniyet sesini ebediyen yaşatmaktır.
Çünkü bir zamanlar Edirne’de kurulan hayal, İstanbul’da dünyayı değiştirmişti…
Ve o ruh, asırlardır yaşamaya devam ediyor ve devam edecektir…