Erken Tunç Çağı’ndan Osmanlı’ya: Kayseri Arkeoloji Müzesi, 38 bin eserle tarihe ışık tutuyor

Erken Tunç Çağı’ndan Hitit İmparatorluğu’na, Doğu Roma’dan Osmanlı’ya kadar birçok medeniyetin izlerini taşıyan Kayseri Arkeoloji Müzesi, inşaat çalışmaları sırasında bulunan Herakles Lahdi, Kültepe kazılarından çıkan kil tabletler, idoller gibi 38 bin esere ev sahipliği yapıyor.

38 BİN ESERLE ZİYARETÇİLERİNİ 7 BİN YIL ÖNCESİNE GÖTÜRÜYOR

Kayseri Arkeoloji Müzesi, sergilediği yaklaşık 38 bin eserle ziyaretçilerini Erken Tunç Çağı’ndan Hitit İmparatorluğu’na, Doğu Roma’dan Osmanlı’ya kadar geniş bir zaman diliminde yolculuğa çıkarıyor.

Tarihi Kayseri Kalesi içinde yer alan müze, 8 ana salon ve 3 yan bölüm olmak üzere 11 sergileme alanıyla kentin köklü geçmişini gözler önüne seriyor.

Müzede, 1948 yılından bu yana arkeolojik kazıların sürdüğü Kültepe Kaniş/Karum’dan çıkarılan kil tabletler ve idollerin yanı sıra bir inşaat çalışması sırasında bulunan görkemli Herakles Lahdi ile kentin birçok bölgesinden gün yüzüne çıkarılan çok sayıda eser sergileniyor.

7 BİN YILLIK TARİHİ GEÇMİŞ

Kayseri Arkeoloji Müzesi Müdürü Gökhan Yıldız, müzede Kayseri’nin 7 bin yıllık tarihinde yer etmiş tüm kültür ve uygarlıkların izlerinin yer aldığı yaklaşık 38 bin objenin ziyaretçilerle buluştuğunu söyledi.

Kayseri Arkeoloji Müzesi Müdürü Gökhan Yıldız

Erken Tunç Çağı, Büyük Hitit İmparatorluğu, Doğu Roma, Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluğu’na kadar olan medeniyetlerin günlük hayatlarından inanç biçimlerine kadar birçok objenin müzede görülebildiğini belirten Yıldız, bu yıl Yeşilhisar ilçesindeki Yeşilova Höyüğü’nde başlayacak kazılarla bu eser sayısının artacağını ifade etti.

Yıldız, Kayseri’deki üniversitelerde arkeoloji bölümü olmamasına rağmen büyük gayretlerle arkeolojik kazıların yürütüldüğüne dikkati çekerek, “Bu kadar büyük bir medeniyet coğrafyasında, bugüne kadar yapılmış olanlar bu medeniyetin ön sözü bile değil. Çünkü biz biliyoruz ki şehrimizin her mahallesinde, her bölgesinde kendisini ifade etmeyi bekleyen birçok uygarlığın kalıntıları var.” dedi.

İNŞAAT ÇALIŞMASINDA BULUNAN HERAKLES LAHDİ

Müzede sergilenen her eserin kendileri için kıymetli olduğunu ancak bazı eserlerin hem kente özgü olması hem de nadir bulunması nedeniyle ziyaretçilerin ilgisini çektiğini vurgulayan Yıldız, şöyle devam etti:

“Örneğin Herakles Lahdi, 1992 yılında Gültepe Mahallesi’nde, şu anda İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü olarak hizmet veren binanın temel kazısı sırasında bulunan bir kültürel varlığımız. Anadolu coğrafyasında çok az sayıda bu tür önemli plastik eserler diyebileceğimiz lahitlere rastlanmakta. Herakles’e bir nevi yarı Anadolu Kültü de diyebiliriz. Aslında mitolojik bir kahraman ama Anadolulu bir kahraman gibi de düşünülebilir. Bizim müzemiz için bir önemli yönü de bu tür kültür varlıklarımızın her an karşımıza çıkabileceğini vurgulamasıdır.”

HERAKLES LAHDİ

Yıldız, bütün kültür varlıklarının anlattıkları ve o dönemin kaybolmuş kültürünü ifade etmeleri açısından önemli olduğunu dile getirerek, “Bazı eserlerimiz görsellik açısından, nadir olması açısından ya da sadece Kayseri’ye özgü olması açısından daha çok ziyaretçilerimizin dikkatini çekebilmekte. Kültepe idolleri, heykeltıraşlık eserleri, Herakles Lahdi, büyük pitos kaplarımız, sunaklarımız ve benzeri kültür varlıklarımız ön plana çıkıyor.” ifadelerini kullandı.

İmar faaliyetleri sırasında kültür varlıklarına sıkça rastlanabileceğini ifade eden Yıldız, bunların kırılıp tahrip edilmesini ve yok olmasını engellemek adına vatandaşların duyarlı olmasını istedi.

ÇOK SAYIDA ESER VATANDAŞLARIN DUYARLILIĞIYLA MÜZEYE KAZANDIRILDI

Çok sayıda eserin vatandaşların duyarlılığıyla müzeye kazandırıldığını anlatan Yıldız, yakın zamanda Felahiye ilçesi Karaşeyh Mahallesi’ndeki bir türbeye yerleştirilen ve Roma dönemine ait olduğu belirlenen tarihi sütun parçasının da Müze Müdürlüğünce himaye altına alındığını söyledi.

Yıldız, bazen eserlere farklı anlamlar ithaf edilebildiğini belirterek, şöyle konuştu:

“Bize ulaşan bir ihbarla bu eserden haberdar olmuştuk. Bunların asıl üretim amaçlarının farklı olduğunu, dinimizde bu tür inanç biçimlerinin sağlıklı görülmediğini anlatınca ikna oldular. Mevcut yerinde korunma olanağı kalmamıştı. Bir sütun gövdesi veya yazıtlı bir mimari parçaydı bu eser. Farklı amaçlarla bir mezar taşı olarak kullanmaya çalışmışlar ya da o bölgede önemli bir inanç büyüğü olarak atfedilen bir insanın orada defnedildiğini göstermek amacıyla bir objeye dönüştürmüşlerdi.”

KAYNAK: AA
Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir