İpek Yolu’nun kalbinde yükselen Semerkant, Emir Timur döneminde yalnızca bir siyasi merkez değil; medreseleri, meydanları ve alimleriyle çağının en parlak ilim ve kültür başkentlerinden biri oldu. UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki tarihi dokusuyla geçmişi bugüne taşıyan şehir, Registan Meydanı ve asırlık medreseleriyle ziyaretçilerini zamanda yolculuğa çıkarıyor.
“ZENGİN ŞEHİR”
Taşkent’in ardından ikinci en büyük şehir olan ve iki kısımdan oluşan Semerkant, “zengin şehir” anlamına geliyor. Şehrin yeni kısmında çok uzun binalar inşa edilemiyor çünkü şehir, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütünün (UNESCO) Dünya Miras Listesi’nde yer alıyor.

Şehrin eski kısmının adı “Afrasiyab”, trenlerden restoranlara, otellerden pazarlara kadar Semerkant’ta kullanılıyor. 13. yüzyılda Cengiz Han’ın saldırıları sonucu Semerkant’ın eski şehri yok edildi. Timur’un 14. yüzyılda Semerkant’a gelmesiyle şehrin inşaatı yeniden başladı.

Semerkant, medreseleri ve ünlü Registan Meydanı ile ziyaretçilerini geçmişe götürmesinin yanı sıra yaşatılan kültür ile de o döneme imrendiriyor. “Kumlu yer” anlamına gelen Registan’da 3 önemli medrese bulunuyor ve aslında bölgede yaşanan depremler ve yüzeyin yapısı nedeniyle de binalar yavaş şekilde kuma batıyor.

Registan Meydanında bulunan Uluğ Bey Medresesi, Timur’un torunu Uluğ Bey tarafından 15. yüzyılda, Tilla-Kari ve Şir-Dor medreseleri ise 17. yüzyılda inşa edildi.
Öğrenim gören öğrencilerin aynı zamanda yaşadığı medreselerde, bir odada yalnızca 2 ya da en fazla 3 öğrenci öğrenim görebiliyor ve bir öğretmenleri bulunuyor.
Kaynak: AA