Bala Süleyman Ağa Camii: Doyuran ve koruyan bir külliyenin yaşayan hikâyesi

İstanbul’un Fatih ilçesinde yer alan Bala Süleyman Ağa Camii, fetihten 19. yüzyıla uzanan köklü tarihi ve içinde arındırdığı hat eserleriyle İstanbul’un yaşayan miraslarından biri.

BALA SÜLEYMAN AĞA CAMİİ’NİN HİKAYESİ

Yapı, Fatih Sultan Mehmed Han’ın topçubaşılarından ve Ni’me’l-Ceyş’ten olan Bala Süleyman Ağa tarafından 1453-1457 yılları arasında inşa ediliyor. 18. yüzyıl sonlarında cami çevresinde bir tekke tesis edilmiştir. Yıllar içerisinde harap hale gelen cami, 1862-63 yılında Sazkâr Kalfa tarafından daha geniş kapsamlı olarak yeniden inşa edilmiş; cami-tevhidhane de bu tarihte kubbeli olarak yapılmıştır.

1894 yılındaki büyük İstanbul depreminde hasar gören cami, türbe ve tekke binaları, Sultan II. Mahmud’un kızı Âdile Sultan tarafından yeniden yaptırılmış. Sonrasında ise sultan Abdülmecid’in eşi Perestû Kadınefendi, tekkeye odalar, sebil, çeşme ve muvakkithane eklemiş; ayrıca “Bâlâ Mektebi” olarak bilinen bir mektep de yaptırmış.

FETHİN İÇİNDEN DOĞAN BİR HAYIR MEKANI

Sanat tarihçisi Elif Kabalıoğlu, Gezelimcom muhabirine yaptığı açıklamada, yapının 19. yüzyılda yoksul, öksüz, fakir ve fukarayı doyuran ve koruyan bir yapı olduğuna dikkat çekti.

Sanat tarihçisi Elif Kabalıoğlu

Kabalıoğlu, “İçinde Ni’mel-Ceyş’ten bir askeri saklayan, çok tatlı ve hüzünlü hikâyeleri barındıran, özellikle döneminde İstanbul’daki külliyeler içerisinde çok fazla yoksulu, fakir fukarayı doyurmuş olan, sofralarında çocuk seslerinin cıvıldadığı, yetim ve öksüz kulların faydalandığı bir yapının içerisindeyiz.” dedi.

Kabalıoğlu sözlerine şöyle devam etti; “Hikâyesi bizi İstanbul’un fethine, yani 1453 yılına götürüyor. Bala Süleyman Ağa kim dersek; fetih zamanında dördüncü bölüğün komutanı, topçubaşısı. Fetihten önce kendisi bu bölgeye gelerek buraya bir mescit ve bir kuyu inşa ettiriyor. Türbesi de camimizin yanında bulunuyor. Kendisinin vefatından sonra hikâyesi bitmiyor.”

Kabalıoğlu, “Yapının değinmek istediğim en önemli unsuru ise şudur: 19. yüzyılın tamamında bu yapı daha çok işlev görüyor ki Ramazan aylarında her gün 150 okka ekmek dağıtılıyor, 18 tane sofra kuruluyor. Bu 18 sofranın her birinde 20 tane yoksul çocuk bulunuyor. Muharrem ayında aşure yapıldığında buradan arabalarla saraya gönderiliyor. Burası gerçekten önünden geçeni doyurup gönderen bir yerdi.” ifadesini kullandı.

Bala Süleyman Ağa Camii’nin mihrabı.

MİMARİ ÖZELLİKLERİ

Kabalıoğlu yapının mimari özellikleri hakkında, “Ampir üslupta, Hint-İslam mimarisinin özelliklerini taşımakta. Bundan öte şöyle çok güzel bir detay var ki bu, İstanbul’da ender olarak karşımıza çıkar. Hattatların kıblesi denilebilecek, hattatları hayrete düşürebilecek güzellikte hat örnekleri taşıyan bir yapının içindeyiz. Mihrap yazısı, kubbe yazısı, yani İhlâs-ı Şerif’in yazılışı çok önemli eserlerdir.” dedi.

Hint-İslam mimarisine göre yapılan caminin pencereleri.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir