Sultan II. Abdülhamid’in sanat dünyasına açılan kapı: Marangozhane’nin bilinmeyen hikâyesi

Osmanlı padişahı Sultan II. Abdülhamid’in marangozluk tutkusu, Yıldız Sarayı’ndaki hususi marangozhanede günümüze uzanan izleriyle ziyaretçilerini karşılıyor. Dönemin teknolojisine sahip oyma takımlarından Sultan Abdülhamid’in kullandığı orijinal tezgâha, kendi yaptığı mobilyalardan, bir Osmanlı askerine hazırladığı bastona kadar pek çok ayrıntı, padişahın sanatçı ve insani yönünü gözler önüne seriyor.

İstanbul’un tarihi hafızasının en önemli mekânlarından Yıldız Sarayı, Sultan II. Abdülhamid’in yaklaşık 30 yıllık saltanatına tanıklık eden yapılar topluluğu olarak dikkat çekiyor. Bir dönem yaklaşık 500 bin metrekarelik alana yayılan saray kompleksinin önemli bölümlerinden biri olan Tamirhane-i Hümayun, diğer adıyla Marangozhane, bugün padişahın sanat dünyasına açılan özel bir kapı niteliğinde.

Yıldız Sarayı Daire Başkanı Cemalettin Tül ile gerçekleştirdiğimiz röportajda, Tamirhane-i Hümayun’un daha küçük bir bölümünü oluşturan ancak Sultan II. Abdülhamid’in kişisel dünyasını anlamak açısından büyük önem taşıyan Marangozhane’nin hikâyesini konuştuk.

Yıldız Sarayı Daire Başkanı Cemalettin Tül

“ŞURAYI GEZMEDEN ÖLMEYELİM DİYENLERİN MUTLAKA GELMESİ GEREKEN YERDEYİZ”

Cemalettin Tül, Yıldız Sarayı ve Marangozhane’yi anlatmaya şu sözlerle başladı:

“Evet, bugün nereyi gezelim diyenlerin ya da şurayı gezmeden ölmeyelim diyenlerin mutlaka gelmesi gereken yerde, Sultan II. Abdülhamid’in 30 yıla yakın saltanat hayatının geçtiği yerde, Yıldız Sarayı’ndayız.”

Yıldız Sarayı’nın geçmişteki genişliğine dikkat çeken Tül, saray kompleksi içerisindeki Tamirhane-i Hümayun’un önemini ise şöyle anlattı:

“Yıldız Sarayı yapılar topluluğu içinde ki bu topluluğun tamamı aşağı yukarı 500 bin metrekareydi zamanında. Bu yapılar topluluğu içinde Tamirhane-i Hümayun, yani büyük marangozhanenin küçük bir parçası ama en önemli parçası olan Sultan II. Abdülhamid’in hususi marangozhanesindeyiz.”

Tül, röportaj sırasında ziyaretçileri Sultan Abdülhamid’in özel çalışma alanına götürürken şu ifadeleri kullandı:

“Yıldız Sarayı yapılar topluluğu içinde yine büyük bir alanı kaplayan Tamirhane-i Hümayun ki arkamda görüyorsunuz bu uzun yapıyı, Tamirhane-i Hümayun diğer adıyla marangozhanenin önündeyiz. Bu marangozhanenin en küçük parçası ama en önemli parçası olan Sultan II. Abdülhamid’in hususi Marangozhanesi’nin önündeyiz, biraz sonra içeri gireceğiz.”

“SULTAN II. ABDÜLHAMİD NASIL MARANGOZ OLDU?”

Sultan II. Abdülhamid denildiğinde akıllara çoğunlukla Osmanlı Devleti’nin siyasi tarihindeki rolü geliyor. Ancak onun aynı zamanda önemli bir zanaatkâr olduğunu belirten Tül, Sultan Abdülhamid’in marangozlukla tanışmasının aileden gelen bir mirasa dayandığını söyledi.

“Sultan II. Abdülhamid iyi bir sanatkârdı aynı zamanda. İyi bir marangozdu. Marangozluğu nereden geliyordu? Babası Sultan Abdülmecid de marangozdu ve babasından kalan aletleri ondan miras alıp marangozluk mesleğini, zanaatini devam ettirdi.”

Yıldız Sarayı Daire Başkanı Cemalettin Tül

Sultan Abdülhamid’in şehzadelik döneminde Maslak Kasrı’nda farklı alanlarla ilgilendiğini belirten Tül, marangozluk eğitimine ilişkin şu bilgileri verdi:

“Sultan Abdülhamid Maslak Kasrı’nda şehzadelik dönemindeyken bağ bahçecilik ve hayvancılık işleriyle uğraşıyordu, ticaret yapıyordu. Bunun yanı sıra da marangozluğu orada öğrendi. Carl Jansen, Alman ve bir de Halil Efendi gibi marangozlardan iyi bir marangozluk eğitimi alıp marangoz oldu.”

Günümüzde marangozluk denildiğinde akla gelen anlayışla o dönemin zanaat anlayışının birbirinden farklı olduğunu belirten Tül, Sultan Abdülhamid’in yaptığı işlerin sanat boyutuna dikkat çekti:

“Bugün marangoz dediğimizde iki MDF ya da suntayı birbirine vidayla tutturan insan aklımıza geliyor ama marangoz demek içinde oymacılığın da olduğu masa, sandalye, dolap, taht gibi hem sanat eseri hem de eşya olan objeleri yapan kişi olarak düşünülür. Bazı tarihçilerin ifadelerine göre de eğer Sultan II. Abdülhamid sultan olmasaydı, padişah olmasaydı dünyanın en iyi marangozlarından biri olurdu.”

17 SAATLİK DEVLET MESAİSİNDEN SONRA MARANGOZHANEYE GELİYORDU

Sultan II. Abdülhamid’in devlet işlerine ayırdığı yoğun mesai içerisinde hususi Marangozhane’nin özel bir yeri vardı.

Tül, padişahın burada yalnızca üretim yapmadığını, aynı zamanda zihnini dinlendirdiğini belirtti:

“Sultan II. Abdülhamid bir günlük mesaisinin, daha doğrusu bir gününün 17 saatini mesaiye ayırırdı, devlet işlerine ayırırdı. Yüz binlerce metrekarelik bir yeri yönetiyorsunuz fakat sizin de bir dinlenmeye ihtiyacınız var, zihninizi dinlendirmeye. Bunu neyle yapardı? Sanatla yapardı.”

Sultan Abdülhamid’in farklı sanat dallarıyla ilgilendiğini ancak marangozluğun onun için ayrı bir yerde bulunduğunu söyleyen Tül, şöyle devam etti:

“En önemli yaptığı sanat da marangozluktu. Piyano da çalardı ama bu sanatkârlık seviyesinde değildi. II. Abdülhamid buraya 17 saatlik mesainin fasılalarında yaklaşık bir, bir buçuk saat gelir ve sandalyeler, masalar, dolaplar, tahtlar üretirdi. Mesela bu üretilen masa sandalyeler içinde şu an Şale Kasrı Sedefli Salon’da tefriş edilecek olan ki Çit Kasrı’nda sergileniyor bu masa sandalye takımı, onlardan bir sandalyeyi kendisinin yaptığı söylenir. Kalanları da ustalar yapıyor tabii.”

“BU KOLTUĞU BİZZAT KENDİSİ ÜRETMİŞTİR”

Marangozhane’de sergilenen mobilyalar arasında Sultan Abdülhamid’in kendi üretimi olduğu değerlendirilen eserler de bulunuyor.

Tül, özellikle üzerinde Sultan Abdülhamid’in monogramını taşıyan koltuğa dikkat çekerek şunları söyledi:

“Şu an marangozhanede bir sergilediğimiz koltuk var. Koltuğun arkalık kısmında, yaslanılan kısmında bir monogram var. A ve H monogramı, Abdülhamid demek.Bir eşyada eğer onun ismini görüyorsak o eşyayı onun yapma, üretme ihtimalinin yüksek olduğunu biliyoruz. Bu koltuğu bizzat kendisi üretmiştir. Kalanları da kesin olarak bilinenler var, bilinmeyenler var. Ama bunlar arasında Süleymaniye Şer’iyye sicillerindeki dolap, ondan sonra İstanbul Üniversitesi’nde bir masa, Beylerbeyi’ndeki bazı işte dolaplar onun üretimi olduğunu biliyoruz.”

Sultan Abdülhamid’in marangozluk faaliyetlerinin Yıldız Camii’ne de uzandığını belirten Tül:

“Bir de Yıldız Camii’nde hünkâr mahfilinin yani padişahın namaz kıldığı mahfilin şebeke kısmının da onun tarafından üretildiğini biliyoruz. Günde bir, bir buçuk saat kadar burada zaman geçirirdi. Bazı objeler, eşyalar üretirdi. Bu onu dinlendiriyordu, bir sanat olduğu gibi. Aynı zamanda dinlenmesine vesile oluyordu.” dedi.

“MARANGOZLUK ONU HEM DİNLENDİREN HEM DE RUHUNU ŞEKİLLENDİREN BİR ZANAATTI”

Sultan Abdülhamid’in yalnızca bir padişah olarak değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çeken Tül, marangozluğun onun kişisel hayatındaki yerini şu sözlerle anlattı:

“Bir padişahın aynı zamanda çocukluk yaşadığını, gençliği olduğunu, sanatçı bir kişiliği olduğunu, bir lider olduğunu, bir baba olduğunu, bir evlat olduğunu da unutmamak lazım. Sultan Abdülhamid’in de hayatı içinde marangozluk onu hem dinlendiren hem de ruhunu şekillendirip olgunlaştıran bir zanaattı diyebilirim.”

“Fakat bu ürettiği bütün bu sanat eseri mobilyaların dışında benim için en dikkat çekici olan şey şudur: Osmanlı-Yunan Savaşı sırasında yaralanan askerleri ziyaret ediyor bir gün ve bir askerin ağladığını görüyor. Neden ağlıyorsun evladım diyor. Efendim diyor, bacağımı kaybettim, o yüzden diyor.”

Sultan Abdülhamid’in bu olaydan etkilenerek marangozhaneye geldiğini belirten Tül, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sultan Abdülhamid duygulanıyor ve buraya gelerek kendisine bir baston yapıyor. Ürettiği bütün sanat eserlerinden bence daha üstün bir özellik bu. Yani devletine hizmet eden bir ere bile hususi marangozhanesinde hususi bir obje üretiyor olması, o padişahın insani yönünün ve duygusal yönünün de gelişmiş olduğunu gösteriyor.”

SULTAN ABDÜLHAMİD’İN SİLİKON HEYKELİ MARANGOZHANEDE

Milli Saraylar tarafından hususi Marangozhane’nin ziyaretçilere daha etkileyici şekilde aktarılması amacıyla Sultan II. Abdülhamid’in silikon heykeli de hazırlandı.

Tül, bu çalışmanın amacını şöyle anlattı:

“Sultan II. Abdülhamid’in hususi Marangozhanesi’nde biz Millî Saraylar olarak eğer geçmişten bir anı dondurup bunu ziyaretçilerimize sunacaksak, onları buna şahit tutacaksak bu dondurulan an içinde Sultan II. Abdülhamid’in de olmasını istedik.”

Heykelin hazırlanma sürecine ilişkin de bilgi veren Tül:

“Dolayısıyla sol tarafımda, size göre sağ tarafta olan bu silikon heykeli yaptırdık. Boyu ve anatomik özellikleri itibarıyla kendisine benzemesi için bu heykeli yapan sanatçımızla çok mesai yaptık. Dolayısıyla bugün ziyaretçilerimiz buraya geldiğinde Sultan İkinci Abdülhamid’i tezgâhının başında bir sanatçı, bir zanaatkâr olarak görecekler. Bu arada arkamda gördüğünüz tezgâh da orijinal kendi kullandığı tezgâhtır.” ifadelerini kullandı.

JAPON İMPARATORU MEİJİ’DEN SULTAN ABDÜLHAMİD’E ÖZEL HEDİYE

Marangozhane’de dönemin marangozluk teknolojisini yansıtan çok sayıda alet de sergileniyor.

Cemalettin Tül, Avrupa’dan getirilen oyma takımlarının yanı sıra Japon İmparatoru Meiji’nin Sultan Abdülhamid’e gönderdiği özel hediyeye de dikkat çekti:

“Bir de buradaki oyma takımlarından bahsetmek isterim. Avrupa’dan getirtilirdi genelde bu oyma takımları ve dönemin teknolojisi nasıl aletler üretilmişse mutlaka son teknoloji ürünler gelirdi buraya. Fakat bunlardan en önemlisi hemen yine sol tarafta gördüğünüz bu oyma takımı dönemin Japon İmparatoru Meiji tarafından hediye edilmiştir kendisine.”

Japon İmparatoru Meiji tarafından Sultan II. Abdülhamid’e hediye edilen oyma takımı.

Osmanlı-Japon ilişkilerine önem veren Sultan II. Abdülhamid’in Japon İmparatoru Meiji ile dostane ilişkiler kurduğunu belirten Tül, şöyle devam etti:

“Kendisiyle uzaktan da olsa dosttu. Türk-Japon, Osmanlı-Japon dostluğuna dikkat ederdi Sultan İkinci Abdülhamid. Yakın zamanda İmparator Meiji’nin torunlarından biri olan Japonya Prensesi buraya geldi ve dedesinin hediye ettiği takımları bizzat görerek duygulandı.” dedi.

KAYNAK: GEZELİMCOM ÖZEL HABER
Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir